D vitamini en çok ne düşürür ?

Arda

New member
D vitamini en çok ne düşürür? Gelecekte bizi ne bekliyor?

D vitamini en çok ne düşürür?

D vitamini konusu ilk bakışta basit görünüyor: Güneş var, beslenme var, gerekirse takviye var. Fakat biraz araştırmaya başlayınca işin aslında bundan çok daha karmaşık olduğunu fark ediyorsunuz. Özellikle şehir hayatında yaşayan birinin “Güneş görüyorum ama neden D vitaminim hâlâ düşük?” diye sorması hiç şaşırtıcı değil.

Benim bu konuya yaklaşımım, tek bir yiyeceği veya tek bir alışkanlığı suçlamak yerine D vitamininin neden düştüğünü belirleyen faktörlere bakmak. Çünkü mevcut araştırmaların ortak mesajı şu: D vitamini düşüklüğünde en güçlü adaylar genellikle yetersiz güneş maruziyeti, yüksek vücut yağ oranı/obezite, emilim sorunları, yaş, bazı hastalıklar ve yetersiz beslenme etrafında toplanıyor. NIH'nin sağlık profesyonelleri için hazırladığı bilgi notunda da sınırlı güneş maruziyeti, obezite, ileri yaş ve yağ emilimini bozan hastalıklar önemli risk grupları arasında sayılıyor.

Peki gelecekte bu tablo değişecek mi? Bence asıl ilginç soru burada başlıyor.

Güneşten uzaklaşan yaşam tarzı D vitaminini daha da aşağı çekebilir mi?

D vitamini açısından en önemli doğal kaynaklardan biri güneş ışığındaki UVB radyasyonudur. Ancak modern yaşam tarzı bizi giderek daha fazla kapalı alanlara taşıyor. Ofisler, evden çalışma, ekran başında geçirilen uzun saatler, ulaşım biçimleri ve büyük şehirlerde günün önemli bölümünün kapalı mekânlarda geçirilmesi, kişinin güneşle temasını azaltabiliyor.

Üstelik camın arkasından güneş görmek aynı şey değil. UVB ışınları normal pencere camından yeterince geçmediği için evin içinde güneş alan bir noktada oturmak, cildin D vitamini üretmesi açısından dışarıda bulunmanın yerini tutmuyor.

Burada önemli bir denge var. “D vitamini düşmesin diye daha fazla güneşlenelim” demek de doğru bir yaklaşım değil. UV radyasyonu cilt kanseri açısından önemli bir risk taşıyor ve sağlık otoriteleri güneşten korunma önlemlerini öneriyor. Dolayısıyla geleceğin çözümünün kontrolsüz güneşlenmekten ziyade beslenme, gerektiğinde hekim gözetiminde takviye ve risk gruplarının düzenli değerlendirilmesi yönünde gelişmesi daha olası görünüyor.

Obezite neden D vitamini düşüklüğüyle birlikte görülüyor?

Bence geleceğe yönelik tartışmalarda en fazla önem kazanacak başlıklardan biri bu.

Araştırmalar, obezitesi olan kişilerde serum 25-hidroksivitamin D düzeylerinin daha düşük olabildiğini gösteriyor. Bunun temel açıklamalarından biri, yağ dokusunun D vitaminini depolaması ve dolaşımdaki kullanılabilir miktarın azalmasına katkıda bulunması. NIH de vücut kitle indeksi 30 ve üzerindeki kişilerde daha düşük 25(OH)D düzeylerinin görüldüğünü ve bu kişilerin benzer kan düzeylerine ulaşmak için daha fazla D vitaminine ihtiyaç duyabileceğini belirtiyor.

Burada çok önemli bir ayrıntı var: “D vitamini düşük olduğu için kilo alıyorum” veya “D vitamini alırsam zayıflarım” sonucuna doğrudan atlamak doğru değil. Mevcut klinik çalışmalar D vitamini takviyesinin tek başına kilo kaybı sağladığını göstermiyor. Buna karşılık kilo verme çalışmalarında 25(OH)D düzeylerinin yükseldiği görülmüş. Yani ilişkinin yönü düşündüğümüzden daha karmaşık olabilir.

Önümüzdeki yıllarda obezite oranları ve hareketsiz yaşam biçimleri devam ederse D vitamini yönetimi de muhtemelen kişiselleştirilecek. Erkekler açısından stratejik bakıldığında burada önemli soru şu: Sağlık politikaları D vitamini ölçümünü tek başına mı ele alacak, yoksa kilo yönetimi, fiziksel aktivite ve beslenmeyle birlikte daha geniş bir metabolik risk programına mı dönüştürecek?

Kadınlar açısından ise toplumsal boyut daha görünür hale gelebilir. Çocuk bakımı, ev içi sorumluluklar, çalışma koşulları, kapalı mekânda geçirilen zaman ve ekonomik koşulların beslenmeye etkisi gibi faktörler, bireysel biyolojinin ötesinde değerlendirilmek zorunda kalabilir. Elbette bunlar her kadın veya erkek için geçerli değil; mesele cinsiyetten ziyade yaşam koşullarının sağlık üzerindeki etkisini görünür kılmak.

İstanbul'da durum neden özellikle dikkat çekici?

Türkiye açısından konu oldukça ilginç. İstanbul'da 2022-2023 yıllarında 9.778 yetişkinin verilerinin incelendiği bir çalışmada, 25(OH)D düzeyi 20 ng/mL'nin altında olanların oranı %57,2 olarak bulundu. Aynı çalışmada ortalama düzeyler mevsimlere göre belirgin şekilde değişti; kış ve ilkbaharda daha düşük, yaz ve sonbaharda daha yüksek değerler görüldü.

Bu sonuç bana göre “Türkiye güneşli ülke, o halde D vitamini eksikliği olmamalı” düşüncesinin neden yetersiz olduğunu gösteriyor.

Coğrafi olarak güneşli olmakla bireyin güneş ışığı alması aynı şey değil. İstanbul gibi yoğun nüfuslu bir metropolde çalışan bir kişi sabah evden çıkıp toplu taşımaya binebilir, günün tamamını kapalı bir iş yerinde geçirebilir ve akşam hava karardıktan sonra eve dönebilir. Böyle bir yaşamda ülkenin güneşli olması tek başına yeterli olmayabilir.

Dahası, Türkiye'de farklı bölgeler arasında da ciddi farklılıklar görülebiliyor. 44.592 kadın üzerinde yapılan bir araştırmada D vitamini düşüklüğünün bölgelere göre değiştiği, incelenen dönem boyunca genel düzeylerde de iyileşme eğilimi bulunduğu bildirildi.

Bu nedenle gelecekte “Türkiye'de D vitamini eksikliği var mı?” sorusundan çok, “Hangi bölgede, hangi yaş grubunda ve hangi yaşam tarzında risk daha yüksek?” sorusunun öne çıkacağını düşünüyorum.

Beslenme tek başına D vitaminini neden yeterince yükseltemeyebilir?

D vitamini doğal olarak az sayıda gıdada bulunuyor. Bu nedenle sadece doğal ve zenginleştirilmemiş besinlerle yeterli miktara ulaşmak herkes için kolay değil. Zenginleştirilmiş ürünler ve takviyeler bu noktada önem kazanabiliyor.

Özellikle yağ emilimini bozan bazı bağırsak hastalıklarında risk daha da artıyor. Çölyak, Crohn hastalığı, ülseratif kolit, bazı karaciğer hastalıkları ve yağ emilim problemleri D vitamininin bağırsaktan yeterince alınmasını zorlaştırabiliyor. Gastrik bypass gibi bazı cerrahi işlemler de D vitamini eksikliği açısından risk oluşturabiliyor.
 
Üst