Arda
New member
Ek MTV’den Ne Kadar Gelir Bekleniyordu? Verginin Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Eşitsizlik Boyutu
Ek MTV’den Ne Kadar Gelir Bekleniyordu? Bir Verginin Ötesinde Sınıf, Toplumsal Cinsiyet ve Eşitsizlik Tartışması
Bir vergi haberi ilk bakışta yalnızca bir rakamdan ibaret görünebilir: “Ek MTV’den 30 milyar lira gelir bekleniyor.” Fakat bu rakamın arkasında milyonlarca insanın farklı ekonomik koşulları, farklı ulaşım ihtiyaçları ve birbirinden oldukça farklı yaşam deneyimleri bulunuyor. Aynı miktardaki vergi, yüksek gelirli bir hane için bütçede sınırlı bir kalemken düşük gelirli bir aile için kira, gıda, eğitim veya faturalarla yarışan ciddi bir gider haline gelebiliyor.
Üstelik otomobil sahibi olmak da toplumsal açıdan nötr bir mesele değil. Kimin otomobile ihtiyacı olduğu; nerede yaşadığı, hangi işe sahip olduğu, toplu taşımaya erişimi, bakım sorumlulukları, gelir düzeyi ve hatta toplumsal cinsiyet rolleriyle yakından ilişkili. Bu nedenle 2023 yılında deprem gerekçesiyle getirilen ek Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni yalnızca “Devlet ne kadar para toplayacak?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalıyor.
Buradaki önemli nokta şu: 2023'teki düzenleme bir defalığına getirildi. 7456 sayılı Kanun kapsamında, 15 Temmuz 2023 tarihinde kayıtlı taşıtlardan ve yıl sonuna kadar ilk kez tescil edilecek araçlardan, o yıl tahakkuk eden MTV kadar ek MTV alınması öngörüldü. Tahsil edilen tutarın genel bütçe geliri olarak kaydedileceği de düzenlemede açıkça belirtildi.
Beklenen gelir ne kadardı?
Ek MTV için açıklanan temel gelir hedefi 30 milyar lira idi. Düzenlemenin yasalaşma sürecinde yapılan resmi açıklamalarda, ek MTV'nin 2023 yılında bir defaya mahsus uygulanmasıyla 30 milyar lira ilave gelir sağlanmasının öngörüldüğü belirtildi.
Sonraki süreçte tahsilatın hedefe ne ölçüde yaklaştığı da kamuoyuyla paylaşıldı. Gelir İdaresi Başkanlığı verilerine dayandırılan açıklamaya göre 22 Eylül 2023 itibarıyla yaklaşık 9,92 milyon taşıttan 13,16 milyar lira ilk taksit tahsil edildi. Bu rakam, iki taksitlik toplam 30 milyar liralık hedefin yaklaşık yüzde 43,8'ine karşılık geliyordu. İlk taksit dönemindeki tahsilat, o dönem için beklenen tahsilatın yüzde 87'si olarak açıklanmıştı.
Dolayısıyla “Ek MTV'den ne kadar gelir bekleniyor?” sorusunun 2023 düzenlemesi açısından kısa cevabı 30 milyar liradır. Burada “beklenen gelir” ile “gerçekleşen tahsilat” arasındaki farkı ayırmak gerekiyor. Maliye açısından hedeflenen tutar başka, fiilen tahsil edilen tutar başka bir göstergedir.
Nitekim Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bütçe istatistiklerinde 7456 sayılı Kanun kapsamında alınan ek MTV ayrı bir gelir kalemi olarak yer aldı.
30 milyar lira neden yalnızca ekonomik bir rakam değil?
Bir kamu gelirinin toplumsal etkisini anlamak için “Kim ödüyor?” sorusu kadar “Kim ödemek zorunda kalıyor?” sorusunu da sormak gerekiyor.
Vergilerin adalet tartışmasındaki temel meselelerden biri, farklı gelir gruplarının aynı vergi yükünü aynı şekilde hissedip hissetmediğidir. Örneğin şehir merkezinde yaşayan, işe metro ile gidebilen ve otomobili daha çok hafta sonları kullanan bir kişiyle, toplu taşımanın yetersiz olduğu bir ilçede yaşayan ve otomobilini her gün işe gitmek için kullanmak zorunda olan kişinin araç sahipliği aynı ekonomik anlama gelmeyebilir.
Hatta aynı aile içinde bile otomobil farklı anlamlar taşıyabilir. Bir hane için araç statü ve konfor göstergesiyken başka bir hane için işe ulaşmanın, çocuğu okula götürmenin veya yaşlı bir yakının bakımını üstlenmenin zorunlu aracı olabilir.
Burada sınıf meselesi doğrudan devreye giriyor. Gelir düzeyi düştükçe otomobil giderleri bütçenin daha büyük bir bölümünü kaplayabilir. MTV tek başına değerlendirilmemeli; yakıt, sigorta, bakım, lastik, park ve kredi maliyetleriyle birlikte düşünülmeli. Dolayısıyla verginin görünen miktarı ile kişinin yaşamındaki gerçek ekonomik etkisi birbirinden farklı olabilir.
Toplumsal cinsiyet bu tartışmanın neresinde?
Vergi politikalarının toplumsal cinsiyet boyutu çoğu zaman doğrudan görünmez. Bunun nedeni vergi kanunlarının çoğunlukla “kadın” veya “erkek” diye ayrı bir vergi mükellefi tanımlamamasıdır. Fakat vergiden etkilenen insanların toplumsal ve ekonomik koşulları eşit olmadığı için sonuçlar da tamamen cinsiyetten bağımsız olmayabilir.
Örneğin kadınların ücretsiz bakım emeğine erkeklerden daha fazla zaman ayırdığına ilişkin uluslararası ve ulusal araştırmalar bulunuyor. Bu durum, çocuk, yaşlı veya hasta bireylerin ulaşımında otomobilin oynadığı rolü de toplumsal cinsiyet perspektifinden tartışmayı gerekli kılıyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: “Kadınlar otomobile daha çok ihtiyaç duyar” veya “erkekler vergiyi daha kolay karşılar” gibi genellemeler doğru bir analiz oluşturmaz. Gelir seviyesi, medeni durum, çocuk sahibi olup olmama, yaş, engellilik, yaşanılan bölge ve çalışma biçimi gibi değişkenler cinsiyet kadar hatta bazı bireyler açısından daha fazla belirleyici olabilir.
Örneğin yalnız yaşayan ve yüksek gelirli bir kadınla, üç çocuğunun bakımını üstlenen düşük gelirli bir kadının otomobil giderlerinden etkilenme biçimi aynı değildir. Aynı şekilde düşük ücretli ve uzun mesafe çalışan bir erkek ile yüksek gelirli bir erkek yöneticinin de vergi yükünü deneyimleme biçimleri birbirinden farklı olabilir.
Bu nedenle toplumsal cinsiyet analizinin amacı kadınları ve erkekleri iki homojen gruba ayırmak değil, ekonomik politikaların mevcut toplumsal rollerle nasıl kesiştiğini görünür hale getirmektir.
Kadınların deneyimlerinde görünmeyen maliyetler
Kadınların sosyal yapıların etkilerini deneyimleme biçimleri konusunda empati özellikle önemli. Çünkü ekonomik yük her zaman banka hesabındaki doğrudan ödeme olarak ortaya çıkmıyor.
Bir annenin çocuğunu okula bırakmak için yaptığı yolculuk, yaşlı bir ebeveyni hastaneye götürmesi veya farklı işyerlerinde çalışırken ulaşımını organize etmesi, “kişisel otomobil tercihi” şeklinde basitleştirilebilir. Oysa bu tercih bazen toplumsal olarak paylaştırılmamış bakım sorumluluklarının sonucudur.
Burada feminist ekonomi literatürünün önemli katkısı, ücretli emek ile ücretsiz bakım emeğinin birlikte düşünülmesi gerektiğini göstermesidir. Evde yapılan bakım, yemek, çocukların ulaşımı ve yaşlıların ihtiyaçlarının karşılanması piyasa fiyatıyla ölçülmese bile toplumsal refahın sürdürülmesinde gerçek bir emek oluşturur.
Bu noktada kadınların deneyimlerini yalnızca “mağduriyet” üzerinden okumak da doğru olmaz. Kadınların farklı sınıfsal, kültürel ve bölgesel konumları farklı stratejiler üretmelerine neden olur. Kimi toplu taşımayı tercih eder, kimi otomobile bağımlı bir yaşam sürer, kimi ise otomobil sahibi olabilmek için başka harcamalarını azaltır.
Erkeklerin deneyimleri de tek tip değil
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında erkekleri yalnızca “avantajlı grup” olarak tanımlamak da eksik bir yaklaşım olur. Erkeklerin ekonomik deneyimleri de sınıf, bölge, yaş ve çalışma koşullarına göre değişir.
Örneğin düşük gelirli bir erkek için otomobil, ailesinin geçimini sağlamak amacıyla yaptığı işin temel aracına dönüşebilir. Taksi, kargo, servis, saha satışı, teknik servis, kurye veya küçük esnaflık gibi işlerde araç, tüketim malı olmaktan çıkıp üretim aracına dönüşebilir.
Ek MTV’den Ne Kadar Gelir Bekleniyordu? Bir Verginin Ötesinde Sınıf, Toplumsal Cinsiyet ve Eşitsizlik Tartışması
Bir vergi haberi ilk bakışta yalnızca bir rakamdan ibaret görünebilir: “Ek MTV’den 30 milyar lira gelir bekleniyor.” Fakat bu rakamın arkasında milyonlarca insanın farklı ekonomik koşulları, farklı ulaşım ihtiyaçları ve birbirinden oldukça farklı yaşam deneyimleri bulunuyor. Aynı miktardaki vergi, yüksek gelirli bir hane için bütçede sınırlı bir kalemken düşük gelirli bir aile için kira, gıda, eğitim veya faturalarla yarışan ciddi bir gider haline gelebiliyor.
Üstelik otomobil sahibi olmak da toplumsal açıdan nötr bir mesele değil. Kimin otomobile ihtiyacı olduğu; nerede yaşadığı, hangi işe sahip olduğu, toplu taşımaya erişimi, bakım sorumlulukları, gelir düzeyi ve hatta toplumsal cinsiyet rolleriyle yakından ilişkili. Bu nedenle 2023 yılında deprem gerekçesiyle getirilen ek Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni yalnızca “Devlet ne kadar para toplayacak?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalıyor.
Buradaki önemli nokta şu: 2023'teki düzenleme bir defalığına getirildi. 7456 sayılı Kanun kapsamında, 15 Temmuz 2023 tarihinde kayıtlı taşıtlardan ve yıl sonuna kadar ilk kez tescil edilecek araçlardan, o yıl tahakkuk eden MTV kadar ek MTV alınması öngörüldü. Tahsil edilen tutarın genel bütçe geliri olarak kaydedileceği de düzenlemede açıkça belirtildi.
Beklenen gelir ne kadardı?
Ek MTV için açıklanan temel gelir hedefi 30 milyar lira idi. Düzenlemenin yasalaşma sürecinde yapılan resmi açıklamalarda, ek MTV'nin 2023 yılında bir defaya mahsus uygulanmasıyla 30 milyar lira ilave gelir sağlanmasının öngörüldüğü belirtildi.
Sonraki süreçte tahsilatın hedefe ne ölçüde yaklaştığı da kamuoyuyla paylaşıldı. Gelir İdaresi Başkanlığı verilerine dayandırılan açıklamaya göre 22 Eylül 2023 itibarıyla yaklaşık 9,92 milyon taşıttan 13,16 milyar lira ilk taksit tahsil edildi. Bu rakam, iki taksitlik toplam 30 milyar liralık hedefin yaklaşık yüzde 43,8'ine karşılık geliyordu. İlk taksit dönemindeki tahsilat, o dönem için beklenen tahsilatın yüzde 87'si olarak açıklanmıştı.
Dolayısıyla “Ek MTV'den ne kadar gelir bekleniyor?” sorusunun 2023 düzenlemesi açısından kısa cevabı 30 milyar liradır. Burada “beklenen gelir” ile “gerçekleşen tahsilat” arasındaki farkı ayırmak gerekiyor. Maliye açısından hedeflenen tutar başka, fiilen tahsil edilen tutar başka bir göstergedir.
Nitekim Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bütçe istatistiklerinde 7456 sayılı Kanun kapsamında alınan ek MTV ayrı bir gelir kalemi olarak yer aldı.
30 milyar lira neden yalnızca ekonomik bir rakam değil?
Bir kamu gelirinin toplumsal etkisini anlamak için “Kim ödüyor?” sorusu kadar “Kim ödemek zorunda kalıyor?” sorusunu da sormak gerekiyor.
Vergilerin adalet tartışmasındaki temel meselelerden biri, farklı gelir gruplarının aynı vergi yükünü aynı şekilde hissedip hissetmediğidir. Örneğin şehir merkezinde yaşayan, işe metro ile gidebilen ve otomobili daha çok hafta sonları kullanan bir kişiyle, toplu taşımanın yetersiz olduğu bir ilçede yaşayan ve otomobilini her gün işe gitmek için kullanmak zorunda olan kişinin araç sahipliği aynı ekonomik anlama gelmeyebilir.
Hatta aynı aile içinde bile otomobil farklı anlamlar taşıyabilir. Bir hane için araç statü ve konfor göstergesiyken başka bir hane için işe ulaşmanın, çocuğu okula götürmenin veya yaşlı bir yakının bakımını üstlenmenin zorunlu aracı olabilir.
Burada sınıf meselesi doğrudan devreye giriyor. Gelir düzeyi düştükçe otomobil giderleri bütçenin daha büyük bir bölümünü kaplayabilir. MTV tek başına değerlendirilmemeli; yakıt, sigorta, bakım, lastik, park ve kredi maliyetleriyle birlikte düşünülmeli. Dolayısıyla verginin görünen miktarı ile kişinin yaşamındaki gerçek ekonomik etkisi birbirinden farklı olabilir.
Toplumsal cinsiyet bu tartışmanın neresinde?
Vergi politikalarının toplumsal cinsiyet boyutu çoğu zaman doğrudan görünmez. Bunun nedeni vergi kanunlarının çoğunlukla “kadın” veya “erkek” diye ayrı bir vergi mükellefi tanımlamamasıdır. Fakat vergiden etkilenen insanların toplumsal ve ekonomik koşulları eşit olmadığı için sonuçlar da tamamen cinsiyetten bağımsız olmayabilir.
Örneğin kadınların ücretsiz bakım emeğine erkeklerden daha fazla zaman ayırdığına ilişkin uluslararası ve ulusal araştırmalar bulunuyor. Bu durum, çocuk, yaşlı veya hasta bireylerin ulaşımında otomobilin oynadığı rolü de toplumsal cinsiyet perspektifinden tartışmayı gerekli kılıyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: “Kadınlar otomobile daha çok ihtiyaç duyar” veya “erkekler vergiyi daha kolay karşılar” gibi genellemeler doğru bir analiz oluşturmaz. Gelir seviyesi, medeni durum, çocuk sahibi olup olmama, yaş, engellilik, yaşanılan bölge ve çalışma biçimi gibi değişkenler cinsiyet kadar hatta bazı bireyler açısından daha fazla belirleyici olabilir.
Örneğin yalnız yaşayan ve yüksek gelirli bir kadınla, üç çocuğunun bakımını üstlenen düşük gelirli bir kadının otomobil giderlerinden etkilenme biçimi aynı değildir. Aynı şekilde düşük ücretli ve uzun mesafe çalışan bir erkek ile yüksek gelirli bir erkek yöneticinin de vergi yükünü deneyimleme biçimleri birbirinden farklı olabilir.
Bu nedenle toplumsal cinsiyet analizinin amacı kadınları ve erkekleri iki homojen gruba ayırmak değil, ekonomik politikaların mevcut toplumsal rollerle nasıl kesiştiğini görünür hale getirmektir.
Kadınların deneyimlerinde görünmeyen maliyetler
Kadınların sosyal yapıların etkilerini deneyimleme biçimleri konusunda empati özellikle önemli. Çünkü ekonomik yük her zaman banka hesabındaki doğrudan ödeme olarak ortaya çıkmıyor.
Bir annenin çocuğunu okula bırakmak için yaptığı yolculuk, yaşlı bir ebeveyni hastaneye götürmesi veya farklı işyerlerinde çalışırken ulaşımını organize etmesi, “kişisel otomobil tercihi” şeklinde basitleştirilebilir. Oysa bu tercih bazen toplumsal olarak paylaştırılmamış bakım sorumluluklarının sonucudur.
Burada feminist ekonomi literatürünün önemli katkısı, ücretli emek ile ücretsiz bakım emeğinin birlikte düşünülmesi gerektiğini göstermesidir. Evde yapılan bakım, yemek, çocukların ulaşımı ve yaşlıların ihtiyaçlarının karşılanması piyasa fiyatıyla ölçülmese bile toplumsal refahın sürdürülmesinde gerçek bir emek oluşturur.
Bu noktada kadınların deneyimlerini yalnızca “mağduriyet” üzerinden okumak da doğru olmaz. Kadınların farklı sınıfsal, kültürel ve bölgesel konumları farklı stratejiler üretmelerine neden olur. Kimi toplu taşımayı tercih eder, kimi otomobile bağımlı bir yaşam sürer, kimi ise otomobil sahibi olabilmek için başka harcamalarını azaltır.
Erkeklerin deneyimleri de tek tip değil
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında erkekleri yalnızca “avantajlı grup” olarak tanımlamak da eksik bir yaklaşım olur. Erkeklerin ekonomik deneyimleri de sınıf, bölge, yaş ve çalışma koşullarına göre değişir.
Örneğin düşük gelirli bir erkek için otomobil, ailesinin geçimini sağlamak amacıyla yaptığı işin temel aracına dönüşebilir. Taksi, kargo, servis, saha satışı, teknik servis, kurye veya küçük esnaflık gibi işlerde araç, tüketim malı olmaktan çıkıp üretim aracına dönüşebilir.