Payanda yapmak ne demek ?

Defne

New member
Zeynep'in yaklaşımı insanların duygularını ve ilişkilerini hesaba katıyordu. Murat ise çözümün nasıl uygulanacağını organize ediyordu.

Bence burada kadın ve erkek davranışlarına ilişkin basmakalıp genellemeler yapmak kolay olurdu.

Fakat gerçek hayat o kadar basit değil.

Zeynep aynı zamanda son derece planlı ve çözüm odaklıydı. Murat da insanların kaygılarını önemsiyordu.

Mesele cinsiyetten çok, aynı probleme farklı pencerelerden bakabilmekti.

Biri “Ne yapmalıyız?” diye soruyordu.

Diğeri “Bu süreçte kim ne hissediyor, kimin neye ihtiyacı var?” diye düşünüyordu.

İyi bir topluluk için ikisi de gerekliydi.

Payandanın Tarihsel Tarafı

Payanda kavramı aslında yalnızca günlük hayatta kullanılan bir kelime değildir. Mimarlık tarihinde de önemli bir karşılığı vardır.

Özellikle büyük taş yapıların inşasında, duvarların dışarı doğru oluşan yatay kuvvetlere karşı desteklenmesi önemli bir mühendislik problemiydi. Orta Çağ Avrupa'sındaki gotik katedrallerde kullanılan uçan payandalar bunun en bilinen örneklerinden biridir.

Bu sistemlerde destek, yapının yüklerini farklı noktalara aktararak yüksek ve geniş yapıların ayakta kalmasına yardımcı oluyordu.

Yani “payanda” kelimesinin arkasında aslında çok eski bir insanlık tecrübesi bulunuyor:

Her yapı kendi ağırlığını tek başına taşımak zorunda değildir.

Toplumlar da biraz böyle değil mi?

Aileler, komşular, arkadaşlar, öğretmenler, ustalar, çalışma arkadaşları ve hatta bazen hiç tanımadığımız insanlar birbirlerinin hayatına destek verir.

Tarih boyunca dayanışmanın farklı biçimleri ortaya çıkmıştır. Mahalle kültürü, imece, vakıflar ve çeşitli yardımlaşma gelenekleri bunun farklı örnekleridir.

Payanda burada yalnızca bir nesne olmaktan çıkar.

Bir toplumsal metafora dönüşür.

“Payanda Olmak” İle “Birinin Yükünü Taşımak” Aynı Şey mi?

Hikâyenin bu noktasında Hasan Bey'in söylediği bir cümleyi hâlâ hatırlıyorum:

“Evlat, iyi bir payanda duvarın yerine geçmez.”

Murat gülümsedi.

“Ne demek istiyorsun?”

“İnsanlar da böyle. Birine yardım edersin ama onun yerine yaşamazsın. Sürekli sen taşırsan, o kendi gücünü kullanmayı unutabilir.”

Bence “payanda olmak” sözünün en düşündürücü tarafı burada.

Bir insan zor durumdayken ona destek olmak değerlidir. Ancak destek ile bağımlılık arasında ince bir çizgi vardır.

Çocuğunuza sürekli bütün sorunlarını çözerek yardımcı olmak başka şeydir; onun sorunlarını çözebilmesi için yanında durmak başka.

Bir arkadaşınıza sürekli borç vermek başka şeydir; yeniden ekonomik olarak ayağa kalkabilmesi için iş bulmasına yardımcı olmak başka.

Bir çalışanınızın her hatasını düzeltmek başka şeydir; hatasından öğrenmesi için ona rehberlik etmek başka.

Payanda olmak, bazen yükü tamamen almak değil, kişinin kendi yükünü yeniden taşıyabilecek hale gelmesine yardımcı olmaktır.

Bir Kelimenin Toplumsal Hafızası

Beni bu hikâyede en çok düşündüren şey kelimenin kendisinden çok, dilin toplumun deneyimlerini nasıl sakladığı oldu.

“Payanda” dediğimizde aslında çok basit bir nesneyi anlatıyoruz.

Fakat “O bana payanda oldu” dediğimiz anda kelime insan ilişkilerinin içine giriyor.

Türkçede destek, dayanak, arka çıkmak, el vermek, omuz vermek gibi pek çok ifade bulunması da tesadüf değil.

Toplumlar zor zamanlarda dayanışmaya ihtiyaç duydukça dil de bu deneyimleri farklı kelimelerle ifade ediyor.

Belki de bu nedenle bazı kelimelerin sözlük anlamından daha büyük bir hikâyesi vardır.

Bir kelimeyi anlamak, bazen onu kullanan insanların hayatına bakmayı gerektirir.

Sonunda Duvar Değil, İnsanlar Onarıldı

Birkaç hafta sonra binanın esas onarımı başladı.

Payandalar bir süre daha yerinde kaldı.

Sonra duvar güçlendirildi, sorunlu bölümler yenilendi ve ahşap destekler kaldırıldı.

Hasan Bey payandaları sökerken tahtalardan birini elinde tuttu.

“Bunu atmayacağım,” dedi.

Murat şaşırdı.

“Niye?”

“Hatıra.”

Zeynep Hanım güldü.

“Bir tahta parçası için mi?”

Hasan Bey başını iki yana salladı.

“Tahta için değil. Bu mahallede herkesin birbirine nasıl destek olduğunu hatırlamak için.”

O anda fark ettim ki başlangıçta yalnızca çatlamış bir duvar vardı.

Sonunda ise insanların birbirine biraz daha yaklaştığı bir mahalle ortaya çıkmıştı.

Belki de “payanda yapmak” tam olarak budur.

Bir şeyi ayakta tutmak için yanına destek koymak.

Fakat mecaz anlamıyla düşündüğümüzde daha da derin bir anlam kazanıyor:

Bir insanın düştüğü anda elinden tutmak, fakat onun yerine yürümemek.

Birinin zor zamanında yanında olmak, fakat bütün hayatını onun adına taşımamak.

Kimi zaman çözüm üretmek, kimi zaman dinlemek, kimi zaman da yalnız olmadığını hissettirmek.

Ve belki en önemlisi, kimin neye ihtiyacı olduğunu anlayabilmek.

Şimdi size sorayım:

Hayatınızda size payanda olan biri oldu mu?

Ya da siz hiç farkında olmadan başka birinin payandası oldunuz mu?

Belki bir babanın çocuğuna verdiği cesaret, bir annenin yıllarca sürdürdüğü dayanışma, bir arkadaşın zor günlerde yaptığı telefon, bir öğretmenin öğrencisine açtığı kapı...

Bazen insanın hayatındaki en büyük destekler gösterişli değildir.

Bir sandalye çekip “Otur, anlat” demek bile yeter.

Çünkü bazı duvarlar tahta ile değil, insanların birbirine verdiği güvenle ayakta kalır.
 
Üst